Bugün Yaşamayan Ünlü Ağaçlar
İstanbul´un değişik semtlerinde pek çoğu bugün artık yaşamayan, fakat eski İstanbullular kadar İstanbul´u ziyaret eden Avrupalı gezginlerin de belleğinde yer eden Şecer-i Vakvak Çınarı, Yeniçeri Çınarı, Büyükdere Çınarı bu bağlamda akla gelen ilk örneklerdir. 1- Vakvak ÇınarıSedir ve servinin eski Mısır ve Mezopotamya´daki önemi gibi, çınarın da Osmanlı için özel bir ağaç olduğunu görüyoruz. Çünkü Osmanlı´ya başkent olmuş Bursa, Edirne ve İstanbul´da mevcut anıtsal çınarların pek çoğunun özel bir öyküsü ve Osmanlı Tarihi´nde özel bir yeri var. Bunlardan en ünlüsü, yazılı belgelerde "Derununda bir merkep ahırı ile bir yatak odası bulunan..." ve 18. yüzyılda kesildiği için günümüze ulaşamayan "Şecere-i Vakvak Çınarı"dır.Salt bu ağaç nedeniyle Osmanlı tarihi kronolojisinde 4-6 Mart 1656 tarihleri arası "Vak´a-i Vakvakiye" ya da "Çınar Vakası" olarak anılır. Yazılı kaynaklarda olay aşağıdaki gibi anlatılmaktadır:IV. Sultan Mehmet´e başkaldıran yeniçeri ve kapıkulu süvarileri 15 yaşındaki genç padişahtan, saray entrikalarına karışan harem ağalarının kellelerini ister. İstenilen kişilerin hepsi idam edilerek saray duvarlarından aşağıya isyancılara atılır. İsyancılar çırılçıplak soydukları bu cesetleri ayaklarına bağladıkları ipler ile At Meydanı´na kadar (bugünkü Sultanahmet) sürükleyerek getirir ve oradaki ulu bir çınarın dalların asarlar. Beş gün boyunca ağaçta asılı kalan cesetler yeniçeriler tarafından parça parça doğranarak isyancıların öfkesi yatıştırılır (KOÇU).O sıralar ünlü meddahların sıkça anlattıkları bir masal, halk arasında oldukça yaygındır. Anlatılanlara göre Çin Denizi´ndeki adalardan birinde, yaprakları incir ağacınınkine benzer bir ağaç vardır. Nisan başında çiçek açan bu ağacın meyveleri haziran sonunda olgunlaşırmış. Meyve olgun hale gelirken üst tarafında önce bir çift ayak çıkar, sonra da saçından tırnağına kadar tam bir kadın görünümünü alırmış. Olgunlaşan meyve ağaçtan düşerken "vak vak" diye bir ses çıkartırmış. Bu masalın o yıllardaki popülaritesi nedeniyle olsa gerek, dallarına asılan 30 haremağasından ötürü bu ulu çınar halk belleğinde masaldaki ağaç ile özleştirilmiş ve o tarihten sonra adı "Şecere-i Vakvak" ya da "Vakvak Çınarı" olarak anılmıştır (ASAN 2007). O tarihlerde masallara konu olan bu ağacın şimdilerde Uzak Doğu Kültüründe "Banyan Ağacı" olarak anılan ağaç olması hiç de uzak bir öngörü sayılmamalıdır.Bu ünlü çınar, yukarıda anlatılan olayın hem öncesinde hem de sonrasında da benzer olaylara sahne olduğu için, Şecere-i Vakvak Çınarı, kimi belgelerde "Kanlı Çınar" olarak anılmıştır. 1648 yılında Sultan İbrahim´i tahtından indirmek için ayaklanan yeniçeriler, boğarak öldürdükleri Sadrazam Ahmet Paşa´nın cesedini bu çınarın altında parçalamıştır. Bu hazin olaydan ötürü, Ahmet Paşa "Hezarpare", yani "bin parça" sıfatı ile anılmıştır. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı´nı kaldıran İkinci Mahmut´un boğdurduğu yeniçerilerin cesedini yine bu ağacın dallarına astırdığı bilinmektedir.18. yüzyıl sonunda kesilen bu ağaç günümüze ulaşamamıştır. Yund (1940) tarafından Hoca Ali Rıza (1914) Efendi´ye atfen verilen ölçülere göre bu anıt çınar 10,3 m. çevre ile 31 m. boya sahip idi (YUND 1940, s. 113).İstanbul´un bitki coğrafyası ve anıtsal nitelikli ağaçlarıyla ilgili yazılı kaynaklar, Suriçi olarak bilinen eski İstanbul´da ve Boğaziçi´nde devasa görünümlü çınar ve kestane ağaçları ile çok sık karşılaşıldığını, buralardaki doğal peyzajın ana öğesini böyle ağaçların oluşturduğunu, evsiz ve düşkün vatandaşların bu ağaçların kovuklarını barınak olarak kullandığını belirtmektedir. Sözgelimi, "Çıplak Osman" adlı bir evsizin Laleli civarındaki böyle bir ağacın kovuğunda 40 yıl yaşadığı yerli kaynaklarda, dört çocuklu bir ailenin de Çekmece civarındaki bir servi ağacının kovuğunda yaşadığı yabancı kaynaklarda ifade edilmektedir. Bu ağaçlardan onlarcasının 1940´lı yıllarda başlayan imar çalışmaları sırasında kesildiği anlaşılmaktadır. Sadece saray, kasır, köşk ve cami avluları ile mezarlıklarda bulunan ağaçlar bu kırımlardan kurtulmuşlardır (ASAN 2008).